Dünya Kupasından milli takımımız elendiğinde veya taraftarı olduğu takım yenildiğinde üzülenleri gözyaşı dökenler oluyor. İnsan olarak; elbette dünyevi başarılar bizi sevindirir, başarısızlıklar üzer. Fakat burada durup, mümince bir ferasetle şu soruyu kendimize soralım: 90 dakikalık bir oyunun kaybı için gözyaşı döken bizler; kul hakkı yediğimizde, yalan söylediğimizde, gıybet ettiğimizde yani amel defterimize günah golleri yazılırken bir damla yaş döktük mü?
KARDEŞLERİM, Futbolda bir skor tabelası vardır; maç biter, düdük çalar ve o tabeladaki rakamlar maçın sonucunu ilan eder. Peki, saniyelerimizin, dakikalarımızın kaydedildiği, sağ ve sol omzumuzdaki meleklerin tuttuğu o "manevi skor tabelasından", yani amel defterimizden ne kadar haberimiz var?
Namazı terk ettiğimizde, o tabelada geriye düştüğümüzü fark ediyor muyuz?
Ana babaya asi olduğumuzda, bir yetimin hakkına girdiğimizde hükmen mağlup duruma düştüğümüzün bilincinde miyiz?
Peygamberimiz:"Mümin, günahını tepesinde her an düşecek bir dağ gibi görür. Münafık ise burnunun ucuna konmuş ve hemen uçacak bir sinek gibi görür." Farz namazlarımızı bilerek kılmadığımızda, üzerimizde o dağın ağırlığını hissedebiliyor muyuz? Yoksa sinek vızıltısı gibi geçiştirip, tuttuğumuz takımın mağlubiyetini mi kendimize daha büyük dert ediniyoruz?
Dünya Kupası'nı kaybetmek ne bu dünyayı yıkar ne de ahiretimizi yok eder. Ama kılınmayan bir vakit namaz, ebedi saadeti, yani asıl büyük mükafat olan Cenneti ve Cemalullahı kaybetme riskidir!
KARDEŞLERİM, Bu dünyadaki maçların bitiş saati uzatmalarla beraber bellidir. Ama ölüm meleğinin son düdüğü ne zaman çalacağı belli değil. Bu dünyadaki bütün maçların bir rövanşı vardır. Bu sene elenirsin, dört yıl sonraki turnuvada şampiyon olabilirsin. Fakat musalla taşına konduğumuz zaman, artık yeni bir maça çıkma imkanımız kalmayacaktır.
Maçı kaybedince duyduğumuz o "keşke yenseydik" hissini, seccademizden uzak kaldığımız anlar içinde hissedelim. Gözyaşlarımızı sadece fani oyunlar için değil; seccademizde baş başa kaldığımızda, Rabbimize olan mahcubiyetimiz, işlediğimiz günahların affı için akıtalım.
KARDEŞLERİM, Rabbimiz bizi bu dünya hayatının geçici süslerine aldanmamamız hususunda: "Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir..." (Hadîd 20)
İşte bu ayetin tecellisini bugün yeşil sahalarda aynen görüyoruz. Bir oyun, bir eğlence, bir övünme yarışı... Bizler elbette helal dairesinde eğlenebiliriz. Ancak bir mümin, eğlenceyi hayatın merkezine koyup, asıl gayesini unutmamalıdır.
Rabbim! Bizleri geçici oyun ve eğlencelerle ömrünü tüketenlerden değil, ölümün son düdüğü çalmadan önce amel defterini salih amellerle dolduran feraset sahibi müminlerden eylesin inş.
AKŞEHİR BELEDİYESİ İHALEYE ÇIKAN YERLER