|
Tweet |
Birkaç gündür Sayın Genel Başkanımız Yavuz Ağıralioğlu'nun Gaziantep'te yaptığı konuşmadan bazı cümlelerin çekilip alınarak başörtüsü üzerinden tartışmaya açılmasını üzülerek takip ediyorum.
Ben meseleyi çok basit görüyorum.
Bir insanı eleştirebilirsiniz. Söylediği bir cümleyi yanlış, eksik veya maksadını aşmış bulabilirsiniz. Buna hiç kimsenin itirazı olamaz. Fakat bir insanın bir cümlesini değerlendirirken o insanın nereden geldiğine, ömrü boyunca nerede durduğuna ve neyin mücadelesini verdiğine de bakmak gerekir.
Sayın Genel Başkanım Yavuz Ağıralioğlu; siyasete dün girmiş bir insan değildir.
Nizam-ı Âlem Ocakları Genel Başkanlığı yapmış, merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun yanında siyaset yapmış, yıllardır millî ve manevi değerler konusunda nerede durduğu bilinen bir insandır. Bunlar yorum değil, siyasi hayatının kayıtlı gerçekleridir.
Peki Gaziantep'te ne söyledi?
Konuşmanın başını kesmeden okuyalım:
Başörtüsünün ve inancın itilip kakıldığı zamanları “bizdeki hüzün” diye tarif ediyor. Başörtülü bir kadının devlet hizmetinde bulunabilmesini geçmişte övündükleri bir kazanım olarak anlatıyor. Sonra da dönüp, makam sahibi olan insanların yaptığı iddia edilen yanlışların, onların dini veya başörtüsü üzerinden görmezden gelinemeyeceğini ve siyasi iktidarın denetim sorumluluğu bulunduğunu söylüyor.
Dolayısıyla burada tartışılması gereken şey şudur:
Başörtüsü bir insanı suçlu yapmayacağı gibi, başörtüsü bir kamu görevlisini eleştiriden ve hesap vermekten de muaf tutar mı?
Elbette tutmaz.
Ben Müslümanım. Başörtüsü benim için herhangi bir kumaş parçası değildir. İnancımızın bir değeridir. Tam da bu nedenle başörtüsünün siyasi tartışmalarda insanların yaptığı yanlışların önüne konulan bir kalkan hâline getirilmesini de doğru bulmam.
Bir insan yanlış yaptıysa yanlışını konuşuruz.
Başörtüsünü değil.
Bir bakanın icraatı eleştirilecekse icraatını konuşuruz. İnancını değil.
Devlet denetlememişse devleti ve siyasi sorumluluğu konuşuruz.
Başörtülü milyonlarca hanımefendiyi değil.
Nitekim konuşmanın bütünü okunduğunda Sayın Ağıralioğlu'nun eleştirisinin merkezinde de hükümetin denetimsizlik ve siyasi sorumluluğu bulunuyor.
Şunu da özellikle söylemek isterim:
Sayın Genel Başkanımızın kullandığı ifadelerin manüpile edilerek farklı noktalara çekilmesini yanlış anlayan samimi insanların eleştirisine saygı duyarım. Çünkü başörtüsü bu ülkede bedel ödenmiş, yarası hâlâ tamamen kapanmamış çok hassas bir meseledir. Bir kelime bile insanların eski yaralarını sızlatabilir.
Ama eleştiri başka şeydir; bir insanın bütün siyasi geçmişini yok sayıp onu “başörtüsü düşmanı” gibi göstermeye çalışmak başka şeydir.
Sayın Genel Başkanım Yavuz Ağıralioğlu'nun siyasi hayatının nereden geldiği ortadadır.
Ben bu tartışmadan başka bir ders çıkarıyorum:
Başörtüsünü başımızın tacı yapalım; siyasetin kalkanı yapmayalım.
Başörtülü bir hanımefendi yanlış yaptığında onun yanlışını söylemek başörtüsüne saldırmak değildir. Sakallı bir adam yanlış yaptığında onun yanlışını söylemek sakala saldırmak olmadığı gibi...
İnancımız kişilere dokunulmazlık sağlamaz.
Tam tersine bize daha ağır bir ahlak ve kul hakkı sorumluluğu yükler.
Ve son sözüm şudur:
Sayın Genel Başkanım Yavuz Ağıralioğlu'nu elbette ki eleştirebilirsiniz.
Cümlesini de eleştirin.
Ama önce cümlenin tamamını dinleyin.
Sonra adamın dününe bakın.
Sonra vicdanınıza sorun.
Çünkü adalet yalnız sevdiğimize karşı adil olmak değildir.
Adalet, kızdığımız insana karşı da hakkı teslim edebilmektir. Saygılarımla.
AKŞEHİR BELEDİYESİ İHALEYE ÇIKAN YERLER