escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...
SON DAKİKA

Savaş, Barış ve Zafer Kardeşler -II

 Tarih: 12-03-2026 16:25:00
İDRİS DOĞAN

Barış

Bir kere şunu ifade etmeliyim ki; iki taraf, bunun adı ve niteliği ne olursa olsun, birbiriyle kavgaya/savaşa kalkışırsa, onların aralarını bulup barışı tesis etmek gerekir. Araya girildiği halde, bir taraf azgınlığa ve zulme devam ediyor, saldırıdan vazgeçmiyorsa, hep birlikte ona karşı mücadele/savaşma hakkı ve sorumluluğu ortaya çıkar. Zira kadim medeniyet anlayışımız bize; “Sakın zulmedenlere meyletmeyin, sonra ateşi size de dokunur.” uyarısında bulunur.

Evet, barış yapmak ve onun devamını sağlamak, savaştan daha kolay değildir. Bunu büyüklerimiz ‘külfet nimet, zahmet rahmet ilişkisi’ içinde görürler. Külfet ve zahmet gerektiren her şey, hem zor, hem de kıymetlidir. Çıngar çıkarıp gürültü patırtı koparmak kolaydır, lakin sulh ve sükûnu sağlamak; yani anlaşma yapıp barışı tesis etmek akıl, vicdan, feraset, cesaret, fedakârlık ister;  emek, çaba, özveri ister. Bu nedenle ‘Barış’ insanlık tarihinde pek muteberdir, pek muhterem görülmüştür.

Barışı sağlamak için savaşı göze almak da gerekebilir. Ne demek, barış için savaş… Öyle olmasaydı, Cihan İmparatoru Kanuni Sultan Süleyman: “Hazır ol cenge, istersen sulh-u salah!” der miydi? ‘Savaş’ ile ‘Barış’ birbirinden ayrılamayan, iç içe yaşayan kardeşlerdir.

Doğu, yani İslâm ile Siyonist zihniyetle yoğrulmuş Batı dünyası bu konuda birbirinden çok farklı, hatta birbirine zıt bir inanç, anlayış ve tutum sergiler. Tarihsel tecrübeye göre Müslüman Doğu toplumların önceliği ortaya çıkan haksızlığı, kötülüğü/savaşı, engellemekle yetinmeyip bertaraf etmek; Batı toplumların önceliği ise çıkar sağlamaktır. İşte Batı ile ayrıştığımız asıl mesele budur, o nedenle Gazze katliamına, Ukrayna’nın işgaline, Venezuela Devlet Başkanın derdest edilmesine aynı açıdan bakamayız. Gerçi, yeni kanayan yaramızdır, şimdilerde Müslümanlar da Siyonist Batı dünyasında yaşatılan bu anlayışı benimser hale gelmiş, mazlumların ve masumların yanında yer alamaz, zalime hep birlikte karşı koyamaz hale gelmişlerdir ya! Neyse…

Savaşın ateşini söndürüp yaralarını sarabilecek bir barış ortaya koyabilmek hem netameli hem de pek çetrefilli bir iştir. En nihayetinde savaşan taraflar arasında anlaşma ve barış, eti kemiği, canı kanı, amaç ve çıkarı olan insanlardan oluşmuş bir hakem heyeti ile tesis edilecektir. Bunun başkaca bir yolu da yoktur. Ne kadar sürerse sürsün, taraflar ne kadar gönüllü ya da gönülsüz olursa olsun, sulh ve sükûn boğuşmalarının ardından barış, antlaşma masasının en değerli aktörü haline gelir, diplomasi ve siyasetin ince manevraları ile barış hiç beklenmedik biçimlere ve durumlara dönüşebilir.

Adına şiirler yazılıp şarkılar, türküler bestelenen ‘Barış’, çoğu zaman kimilerinin zannettiği ve özlemle yolunu gözlediği hakkın tesisi, adaletin tecellisini sağlayamadığı halde, bazı haklar ötelenip gelecek kuşaklara bırakılır. Barışı tesis etme uğrunda sözde gayret sarf eden tafralar kol kola girip yitirilen canlar, dökülen kanlar üzerinde kutlama ayinleri tertip ederek oradan kendilerine pay çıkarma, paye kapma yarışına girişebilirler. Ölen ölmüştür, kalan sağlar onlarındır.

Burada, kötü bir barışın savaştan iyi olmasının gerekçesini anlamaya çalışmak bu konuda bize yardımcı olacaktır. Ne demek kötü bir barış… Anlaşma masasına ilahi bir esinti ve rengârenk bir paraşütle inmeyen ‘Barış’,  sadece taraflar için değil insanlık için bir bitişe bir tükenişe, ekinin ifsadına, ülkenin talanına, zenginliklerin sömürülmesine kapı aralayabilir. İnsanoğlu var olduğu günden bu yana ‘savaş’sız ‘barış’ tesis edememiş; ‘barış’sız zafer elde edememiştir.

Sözün özü: Barış öyle bir şeydir ki, bakarsınız insanlığın hayrı ile dünyanın imarına; bakarsınız koskoca bir kavmin helakine; bakarsınız yüzyıllar sürecek bir kavgayla tarafları kendi içinde ayrışma, bölünme girdabına sürükleyip büyük bir eziklik ve pişmanlıkla kendi inançlarından, hedeflerinden, hayallerinden, beklentilerinden uzaklaştırarak hasmı ile hısım olma yolunu açar. Bir de bakarsınız savaşan taraf, barış sonrasında düşmanı gibi inanmaya, onun gibi düşünmeye ve yaşamaya, hatta farkına varmadan ona benzemeye başlar.

‘Zafer’de buluşmak ümit ve duası ile…

  Bu yazı 20 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI