Huzur Hakkı Ödemelerinin Vergisel ve Sosyal Güvenlik Boyutu: Kâr Payı ile Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme
1. Giriş
Şirket ortaklarının aynı zamanda yönetim organında görev almaları halinde elde ettikleri gelirlerin hukuki ve mali niteliği, uygulamada önemli sonuçlar doğurmaktadır. Bu bağlamda “huzur hakkı” ödemeleri ile kâr payı dağıtımı arasındaki vergisel farklılıklar, hem kurum düzeyinde hem de gerçek kişi ortak bakımından toplam vergi yükünü doğrudan etkilemektedir.
Bu çalışmada huzur hakkı ödemelerinin Türk Ticaret Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu ve sosyal güvenlik mevzuatı çerçevesinde değerlendirilmesi ve kâr payı ile karşılaştırmalı analizi amaçlanmaktadır.
2. Huzur Hakkının Hukuki Niteliği
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 394. maddesi uyarınca anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerine, esas sözleşme veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak kaydıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve kârdan pay ödenebilmektedir. Bu düzenleme, huzur hakkının şirket organ üyeliğinden doğan bir hak olduğunu ortaya koymaktadır.
Yargı içtihatlarında da huzur hakkının iş sözleşmesine değil, organ üyeliğine dayandığı; dolayısıyla İş Kanunu kapsamında değerlendirilemeyeceği açıkça belirtilmiştir. Bu yönüyle huzur hakkı, işçi-işveren ilişkisinden doğan ücret alacağından farklı bir hukuki zemine sahiptir.
3. Gelir Vergisi Kanunu Açısından Değerlendirme
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 61. maddesinde ücret; işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar olarak tanımlanmış, aynı maddede yönetim kurulu başkan ve üyelerine bu sıfatları dolayısıyla yapılan ödemeler de ücret kapsamında sayılmıştır.
Bu nedenle huzur hakkı ödemeleri:
-
Stopaj yoluyla vergilendirilmekte,
-
Kümülatif vergi matrahına dahil edilmekte,
-
Asgari ücret istisnasından yararlanabilmektedir.
Birden fazla işverenden ücret elde edilmesi halinde ise Gelir Vergisi Kanunu’nun 86. maddesi çerçevesinde beyan sınırlarının aşılması durumunda yıllık beyanname verilmesi söz konusu olabilmektedir.
4. Kurumlar Vergisi Açısından Değerlendirme
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca kurum kazancı, Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç hükümlerine göre tespit edilmektedir. Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/1. maddesine göre ise ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderler indirim konusu yapılabilmektedir.
Huzur hakkı ödemeleri, şirket faaliyetinin yürütülmesi kapsamında yapılan bir gider niteliğinde olduğundan, emsallere uygun olmak kaydıyla kurum kazancından indirilebilmektedir. Ancak emsallere aykırı yüksek belirlenen tutarlar, transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı kapsamında değerlendirilme riski taşımaktadır.
Bu noktada huzur hakkının en önemli avantajı, kurum matrahını azaltıcı etkisidir.
5. Sosyal Güvenlik Hukuku Açısından Değerlendirme
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na göre anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları 4/1-b (Bağ-Kur) kapsamında sigortalı sayılmaktadır. Bu kişiler açısından huzur hakkı ödemeleri prime tabi tutulmamaktadır.
Ancak yönetim kurulu üyesinin aynı zamanda şirket çalışanı olması ve 4/1-a kapsamında sigortalı sayılması halinde, huzur hakkı ödemeleri de prime esas kazanca dahil edilmektedir.
Dolayısıyla huzur hakkının sosyal güvenlik boyutu, kişinin şirket içindeki statüsüne göre değişmektedir.
6. Kâr Payı ile Karşılaştırmalı Analiz
Kâr payı dağıtımında süreç şu şekilde işlemektedir:
-
Şirket kazancı üzerinden kurumlar vergisi hesaplanır.
-
Dağıtım sırasında stopaj uygulanır.
-
Belirli sınırların aşılması halinde gerçek kişi ortak tarafından yıllık beyanname verilmesi gerekebilir.
Önemli bir fark olarak, dağıtılan kâr payı kurum kazancından indirilemez. Buna karşılık huzur hakkı ödemesi gider yazılabildiği için kurumlar vergisi matrahını azaltır.
Bu çerçevede huzur hakkı, özellikle yüksek kârlılık düzeyine sahip şirketlerde vergi planlaması açısından daha avantajlı bir araç haline gelebilmektedir.
7. Sonuç
Huzur hakkı ödemeleri, hukuki olarak organ üyeliğine dayanan, vergisel açıdan ücret kabul edilen ve kurum düzeyinde gider olarak indirilebilen bir ödeme türüdür. Bu özelliği, onu kâr payı dağıtımına kıyasla daha esnek ve planlamaya açık bir enstrüman haline getirmektedir.
Ancak bu avantajın sürdürülebilir olması için:
-
Genel kurul kararının usulüne uygun alınması,
-
Emsal analizinin yapılması,
-
Sosyal güvenlik statüsünün doğru belirlenmesi,
-
Beyan sınırlarının takip edilmesi
gerekmektedir.
Sonuç olarak huzur hakkı, şirket ortakları için etkin bir vergi planlama aracı olmakla birlikte, mevzuata uyum ve mali disiplin çerçevesinde değerlendirilmesi gereken teknik bir müessesedir.


